Davul, Halay, Kebap ve İsot….
Bereketli Hilal’den, bu topraklardan, yaşadığımız coğrafyadan, bizden, kendimizden, kendi medeniyetimizden değerler hepsi…
Davul iletişimi, halay beraber yaşama kültürü ve dayanışmayı, kebap adaleti, isot yaşanmışlıkları, tecrübeye ve geçmişe saygıyı ifade ediyor bizim için…
Bereketli toprakların bu kavramları davranışlarımıza, yemeklerimize, kültürümüze, ruhumuza işlemiş...
…
Peki ne oldu da çocukluğumuzda ninelerimizin “israf! yazık!” diye başımızı okşayarak verdiği nasihatlerin aynılarını; şimdilerde elimize tutuşturulan talimatlarda sanki yeni bir hazine bulmuş gibi yeni baştan keşfetmeye çalışıyoruz?
Yıkıp, yeni baştan yapma; geçmişimizi, tarihimizi, ne olduğumuzu kabullenememe hastalığımızdan ne zaman kurtulup taş üstüne taş koyabileceğiz? Tanrıların cezalandırdıkları Sisyphus gibi hergün önümüzdeki kayayı yokuşun en tepesine çıkarıyor, düşüşünü izliyor sonra aşağı koşup yeniden aynı işe koyuluyoruz.
Neyi kaybettik de neyi sürdüremedik de her karşılaştığı medeniyeti yok eden batı uygarlığının kafamıza vura vura dikte ettirdiği kavramların peşinden koşar olduk? Neyi kaybettik?
…
Batı çoktan Rubicon’u geçti, haddi aştı. Biz, ahmak batının peşine takılıp da Rubicon’u geçmeyelim! Her sabah tunçtan devlerin kibirleri altında dimağlarımız ezilse de, küstah ve şımarık nazarlar gönlümüzü kanata kanata delip geçse de, kahpe bir mermi göğsümüzü parçalayıp toprağa düşsek de, hezarpare olup parçalansak, her lu’betbaza aldanıp, her şîr mukallidi bîciğere yenilip, herşeyimizi kaybetsek de bu bereketli toprakların damla damla su verip büyüttüğü, binlerce yıldır ruhumuzu kuşatıp kök saldırdığı kavramlardan yeniden dirileceğiz.
Davulla, halayla, kebapla, isotla…
Tek yapmamız gereken kaybettiğimiz kendimizi bulmak…
Murat Levent Demircan