25 Ocak 2026

249

Filiz Özen

Yapay Zekâ Çağında İnsan Kalmak: Vicdanı Kodlayabilir miyiz?

 Dijital Liderlik Akademisi’ne başlarken odağım çok netti:

Veri. Teknoloji. Gelecek.

Daha hızlı kararlar. Daha güçlü analizler. Daha doğru tahminler…

Yirmi yılı aşkın süredir küresel tedarik zincirlerinin, kriz masalarının ve yüksek riskli kararların içindeyim. Rakamlarla konuşmayı, belirsizlikte yol almayı, baskı altında soğukkanlı kalmayı öğrendim.

Ama bu program bana şunu yeniden hatırlattı:

Gelecek sadece algoritmalarla inşa edilmiyor. Vicdanla da inşa ediliyor.


Bir oturumda şu soru soruldu:

“Mesleğimiz, ünvanımız, pozisyonumuz elimizden giderse… Bizi biz yapan ne kalır?”

Bu soru, Dicle Hoca’nın sesiyle zihnime yerleşti. Sahi… Ne kalırdı?

Algernon’a Çiçekler’i okudunuz mu?

Lütfen okuyun. Yürekten tavsiye ederim.

Çünkü aslında hepimizin içinde bir “Algernon” var. Daha hızlı olmak istiyoruz. Daha zeki olmak. Daha verimli…

Ama ya kalbimiz geride kalırsa?

Zihin büyürken hisler küçülürse?

O zaman neye dönüşürüz?


Şapkayı önümüze koyma zamanı.

Black Mirror ya da Her gibi senaryoları bir kenara bırakalım. Bugün yapay zekâ bize olağanüstü imkânlar sunuyor. Veriye dayalı karar almak hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Ama hayat sadece prompt yazmaktan mı ibaret?

Bir insan bir günde kaç sağlıklı karar verebilir ki?

Üç mü? Beş mi?

Geri kalanları ne belirler?

  • Empati
  • Tolerans
  • Zamanlama
  • Bağlam
  • İnsan ilişkileri ☺️

Henüz hiçbir kodun tam olarak öğrenemediği alanlar…


Bir arkadaşım yapay zekâ için espriyle demişti ki:

“Polis gelse, ‘Ben satıcı değilim, sadece kullanıcıyım’ deriz artık.”

Gülüyoruz. Ama mesele ciddi.

Yapay zekâ bir araç mı, yoksa yeni nesil bir bağımlılık mı olacak?

Nordik ülkelerde düşen IQ tartışmaları bu yüzden önemli. En yüksek refaha sahip toplumlarda bile zihinsel tembellik riski büyüyor. Konfor, bazen gelişimin en büyük düşmanı oluyor.


Bu süreçte şunu fark ettim:

Zihin sadece veriyle beslenmiyor.

Hikâyeyle besleniyor.

Anlamla besleniyor.

Durmakla besleniyor.

Bazen

Öğrenilmiş İyimserlik’te,
Atomik Alışkanlıklar’da,
Patasana’da,
Pir-i Lezzet’te…

Beyaz tavşanın peşinden gider gibi, “Bir sayfa daha” derken aslında kendimizi arıyoruz.

Çünkü zihni beslemezsen, teknoloji seni ileri taşımıyor.

Doğru prompt vermezsen, çıkan sonuç anne eli değmemiş bir yemeğe benziyor.


Güçlü insanlarla ilgili çok sevdiğim bir cümle var:

“Sandığınız kadar güçlü değiller. Sadece kimse tutmadığı için ayakta kalmayı öğrenmişler.”

Evet. Birçoğumuz alışkınız. Düşmeye. Toparlanmaya. Devam etmeye. Erken büyümüş çocuklarız çoğumuz.

Ama artık sadece dayanıklı olmak yetmiyor.

Bilinçli olmak zorundayız.

Kendimizi koruyarak ilerlemek zorundayız.

Dijital dünyada daha da özenli olmamız gerekiyor.


Atatürk’ün aklı ve bilimi rehber edinmesi,

Kanuni’nin adalet anlayışı,

Mandela’nın intikam yerine uzlaşmayı seçmesi,

Tesla’nın zamanının ötesinde düşünebilmesi…

Hepsi bize aynı şeyi söylüyor:

Güç, sadece ileri gitmek değil; doğru yönde gitmek demek.


Dicle Hanım’ın şu cümlesi hâlâ kulağımda:

“Ben böyle konuşuyorum ama eve gidince normal bir insanım. Uyurum. Dinlenirim. Yeniden başlarım.”

Çünkü bugün dijital liderlik, insan olmaktan vazgeçmek değil; geleceği düşünürken anı da yaşayabilmenin ta kendisi.


Ve belki dijital liderlik tam da burada başlıyor.

Sevgiyle,

Dr. Filiz Özen